Düğündeki Yozlaşma
Başlığımızdan anlaşılacağı gibi Düğün, insan hayatının en güzel günlerinden biridir. Yıllarca hayalini kurduğun gün gelir, gençler yuva kurar, aileler akraba olur. Eskiden düğün denince akla samimiyet, dostluk, dayanışma gelirdi. Köy yada Mahallenin kadınları imece usulü yemek yapar, gençler çadır kurar, yaşlılar dua ederdi. Herkesin yüreğinde “bizim düğünümüz” duygusu vardı.
Ama bugün düğünlerimize baktığımızda başka bir tabloyla karşılaşıyoruz. O eski içtenliğin yerini gösteriş, yarış ve israf almış. Düğün salonunda çalınan müziğin sesini, davul-zurnanın coşkusunu artık çoğu zaman silah sesleri bastırıyor. Sanki mutluluk için değil, tehlike için toplanıyoruz. Havaya sıkılan bir kurşun, birkaç saniyelik bir “gurur” uğruna bir ömrü karartabiliyor. Bu mudur bizim geleneğimiz? Bu mudur sevinci kutlamak?
Bir de işin masraf boyutu var. İnsanlar düğün yapmak için yıllarca borç ödüyor. “El âlem ne der” kaygısıyla yapılan gösterişli düğünlerin bedeli, daha yuva kurulmadan gençlerin sırtına yük oluyor. Takılar, salon masrafları, ikramlar… Hepsi bir yana, insanın huzurunu çalan bir yarış haline dönüştü. Oysa düğün dediğin, iki gönlün bir olması değil midir?
Yozlaşmanın en acı tarafı ise, insanların değerleri unutmasıdır. Düğün artık “huzurun, birlikteliğin” değil; “kim daha çok takı taktı, kim daha çok eğlendi” hesabının yapıldığı bir yere dönüştü. Oysa dua almak, gönül kazanmak en büyük kazançtır. Komşunun bir lokma ekmeğini paylaşması, en pahalı altından değerlidir.
Buradan açık açık söylemek isterim: silah sıkmak gelenek değildir, cinayettir. Gösteriş yapmak örf değildir, heva ve hevestir. İsraf etmek, aileyi borca sokmak, gencecik insanların geleceğini karartmak bizim kültürümüz değildir.
Eğer düğünlerimizde gerçek mutluluğu görmek istiyorsak, önce bu yozlaşmadan kurtulmamız lazım. Gelin, düğünlerimizi yeniden birlik ve bereketin sembolü yapalım. Sofrada helal lokma olsun, gönülde huzur olsun. Gerçek mutluluk orada gizlidir.
Köşe Yazarı Mehmet Sığırcı