ESGİ GIŞ YOH
Gene benim yüreğime düştü esgiler. Siz esgi gışlardan konu açıldımı aklınıza 1 metre yağan kar gelir. Ama sen gelde benim gibi 90 larda yoksul bir ailenin çocuğu olanlara sor o esgi gışları. Hani şair de diyor ya ben sevmem gış aylarını aklıma montu, botu olmayan damı akan evler geliyor diye.
Değmen benim gamlı yaslı gönlüme de demiş bir başka şair. İşte onun da dediği gibi esgi gışlar dediğiniz zaman. Yalıtımsız evler vardı onlar geliyor benim aklıma ahşap tavanlı çatısı olmayan damlar geliyor aklıma, akardı genelde, odanın içi leğen ya da alüminyum tencereler ile dolardı halı kilim ıslanmasın diye. Sızan su şıp şıp nasıl da damlardı.
Esgi gışlar varken; Anamgil mahallenin avratları ile toplanır sonbaharda çayırlardan tezek toplardı şimdi ki gibi ithal kömürler yoktu, evler ne kaloriferli nede doğalgazlı idi.
Esgi gışlar varken; Plastik çerçeveli kalın camlı odalar yoktu ahşap çerçevelere naylon ile kaplama yapılır, silikon da yoktu, ince camların kenarlarına macun çekilirdi. Yani biz o dönemin uşakları dışarıyı izleyip hayaller kuramazdık, naylon çekilmiş pencereden. Evin içi de alaca karanlık olur ışıklar yakılamaz elektrik faturası düşünülürdü.
Esgi gışlar varken; Yine su boruları bilmem ne kaliteli yalıtımlı ve plastik değildi, demir idi eski püskü çaputlar ile sarılırdı, ne kadar muhafaza edersen et sular donardı. Pazar günü banyo yapmak için sobanın üstünde kazanlarla kar eritilir, odanın içinde leğen ile çimdirilirdi uşaklar.
Esgi gışlar varken; Fakirsen eğer koca bir seneyi tek bir soba kovası ile geçirmek zorunda kalırdın. Evin anası ya da babası delinmiş kovayı eski salça tenekesi ile yamardı. Şimdi ki gibi keyfi bağ evlerinde ki gibi yedek kovalar hazır beklemezdi.
Esgi Gışlar varken; O zaman her oda da ısı derecesini belirleyen vanalı petekler yoktu. Bir odada soba kurulur evin genci, yaşlısı, çocuğu herkes orda yatar, sabaha karşıda soba geçmiş oda buz gibi olurdu. Gerçi evlerimiz de tek odalı olurdu zaten.
Esgi gışlar varken; çift çorap giyilirdi, birinci çoraptan sonra ayağına naylon geçirilir ve onun üstünden ikinci çorap giyilirdi. Ayakkabı astarlı kara lastikti çünkü. Kaliteli botlar yoktu. Eve girdiğin zaman ilk işin ıslanmış ikinci çorabı sobanın kenarında kurutmak olurdu.
Yav amaan! Hangi birini yazayım. Mason localarının kontrolünde olan medya kış sporların dan bahsediyor, kayaktan karda sörf yapmaktan bahsediyor. Belki görmüyoruz ama duyuyoruz Anadolu’nun ve Doğu’nun köylerinde bu hayatların hepsi hala yaşanıyor. Allah fakir fukaraya dağıtılan kışlık kömürün yakacak yardımının doğru ve hak eden kişilere ulaşmasını nasip etsin. İçi mal dolu ağırı, her sene icarını aldığı tarlayı tumpu, üstüne göstermeyip garibanın hakkına ortak olanlar büyük vebaldesiniz. Bunu bilen, gören, susan herkesin de bu vebalden alacağı bir pay var. Allah hepimizi affeylesin.
Allaha emanet olun haftaya görüşmek dileğiyle.
Köşe Yazarı Mehmet SIĞIRCI