Eskiden Vardı, Şimdi…
Mahremiyet kavramını yitirdik. Özel ve gizli kalması gereken ne varsa artık aşikâr. Aile dediğimiz o büyük çınarın gölgesini dolduran değerler bomboş kaldı. Çünkü bize ait olan şeylerin bizde kalması gerektiğini unuttuk. Çağ dijitalleşti, teknoloji hızlandı, zaman bizi çoktan solladı.
Bir zamanlar bir evde cenaze olduğunda tüm sokak kararırdı. Radyo, televizyon kapanır; yalnızca loş ışıklar yanardı. Mahalle, acıyı sanki kendi evinden çıkmış gibi omuzlar; hüzün herkesin ortak derdiydi. Şimdi o ışıkların yerini televizyon sesleri, radyonun sessizliğini bastıran hoparlörler aldı.
Akşamları perdeler çekilir, evin mahremiyeti korunurdu. Misafir geldiğinde yatak odalarının kapısı kapatılırdı. Şimdi ise o odalarda selfie çekiliyor; en özel alanlarımız dünyanın gözü önüne seriliyor.
Bir evde çocuk olduğunda anne-babalar fırsat buldukça gülümsetmek için yarışırdı. Şimdi anne-babaların parmakları çocuklarının ellerinden önce telefona uzanıyor. Çocuklar başını kaldırıyor ama yüz bulamıyor.
Annelerin yükü bir zamanlar ağırdı ama değerliydi. Sabahın ilk ışığında sobayı yakar, kahvaltıyı hazırlar, evi toparlar, öğle yemeğini erkenden yetiştirirlerdi. “Pişmiş aşın kötüsü olmaz” derlerdi. Bugün anneler çocuklarını giydirirken bile güçlük çekiyor; çünkü zamanın yükü değil, çağın koşuşturması yoruyor insanı.
Esnaflar “İşimizi temiz yapalım, müşterinin hakkı var; ufak bir hata kul hakkına girer” derdi. Şimdi o hassasiyet raflarda tozlanıyor. Dürüst çalışan esnaf azalıyor, bereket eksiliyor.
Eskiden biri konuşurken diğeri dinlerdi. Şimdi çocuk okulda takdir kazandığını anlatırken anne-baba telefondan başını kaldırmıyor. Sofra kurulacak, anne sesleniyor ama kızı duymuyor; çünkü aklı tablette kalmış. Diyalog ölünce toplum çürüyor.
Bir zamanlar babaya “öf” demek ayıptı. Fedakârlıkları unutulmazdı. Hastalandığında başında sabaha kadar bekleyen, cebindeki son parayı evladına harcayan babalar vardı. Şimdi evlat baba, baba evlat olmuş; roller bulanıklaşmış.
Komşuluk güçlüydü. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” sözü, sadece söz değil hayatın kendisiydi. Borç yoktu, ödünç vardı. Söz namustu. Bugün ise verilen para istenince “Sende de para verdik diye başımıza kalktın” deniliyor.
Eskiden… Eskiden… Uzatmak mümkün. Ama uzatacak da anlayacak da o nesil kalmadı. Çünkü hepsi gerçekten eskidendi.
Velhasıl; kaybettiklerimiz teknolojiyle değil, birbirimizle bağımızın kopmasıyla oldu. Mahremiyetimizi, aile sıcaklığımızı ve komşuluklarımızı geri kazanmak zorundayız. Belki de en büyük yenilik, yeniden insana dönmek olacak.
Köşe Yazarı Mehmet Sığırcı
Eyvallah teşekkür ederiz.
Eskiye özlem her geçen gün biraz daha büyüyerek artıyor.. Güzel bir tespit.. Kaleminize sağlık