İNSANIN YAYLIM VAKTİ
Doğada doyma vakti geldi çattı. Memleket bugünlerde günlük gülistanlık… Dağ taş bayram yeri; mantarlar süzülüyor, yemlikler boy veriyor, madımaklar sanki lisan-ı hal ile “Gelin bizi toplayın” diye el sallıyor. Toprak ana cömertliğini yine serdi önümüze ama gel gör ki o cömertliği karşılayacak dizlerde derman, gönüllerde heves kalmadı.
Vay benim eski avratlarım vay!
Eskiden bahar geldi mi, güneş yüzünü azıcık gösterdi mi bir telaş sarardı evleri. Analarmız, ebelerimiz babalarımızın başının etini yerdi; “Hadi bizi madımak toplamaya götür, yemliğin vakti geçiyor” diye zar ağlatırlarmış. Onlar için tatil; bir tarlanın kıyısında çömelip toprağı tırnaklamaktı. Onlar için dinlenmek; akşam eve sırtında bir çuval taze otla, yorgun ama mağrur bir edayla dönmekti. Toprakla hemhal olur, doğayla doyar, çocuklarını da o şifayla doyururlardı.
Şimdi devir değişti, mevsimler aynı ama insan başkalaştı.
O “toprak koksun” diye ağlayan anaların yerini, güneşi gördüğü an “Evde bunalıyorum, bu yaz nereye gideceğiz?” diyen, rotayı jet hızıyla tatil sitelerine kıran hanımlar aldı. Artık eller madımağa değil, valiz saplarına uzanıyor. Dizler tarlada bükülmek için değil, kumsalda uzanmak için derman arıyor. Modern zamanın konforu, bizi bereketin fışkırdığı o meralardan kopardı, açık büfe kahvaltıların sahte bolluğuna hapsetti.
Aslında giden sadece o eski kadınlar değil…
Giden; bir bitkinin adını bilmenin verdiği o kadim bilgi. Giden; doğanın sunduğuyla yetinmenin verdiği o eşsiz huzur. Şimdi madımak yine orada, yemlik yine yeşil, mantar yine sapa kulak veriyor. Ama onları toplayacak o nasırlı, bereketli eller çoktan birer anı olup çekildi hayatımızdan.
Biz şimdi klimalı odalarda “Nereye gitsek?” diye düşüneduralım; memleketin dağında taşında bahar, kendi kendine şenlik kurmaya devam ediyor.
Çenem düştü birileri. kızacak.
Kalın sağlıcakla.
Köşe Yazarı Mehmet Sığırcı