Kar Esaret Değil, Rahmettir
Kar esaret değil rahmettir…
Bunu en çok da üşüyen bilmez, bekleyen bilir. Camın ardından beyaza söylenen sitemler, sobanın başında edilen serzenişler boşunadır. Kar, zahmet gibi görünür ama hikmeti sabırla okunan bir kitaptır.
Şehir acelecidir; yollar kapandı mı “hayat durdu” sanır. Oysa kar, hayatı durdurmaz, yavaşlatır. İnsan, yavaşlayınca görür. Toprak nefes alır, ağaç susar ama kökleri konuşur. Gökyüzü, beyaz bir örtüyle yeryüzünü teselli eder. Kışın ortasında bile baharın haberi düşer toprağa.
Siz bir de baharı görün…
Eriyen karların derelerden cahil cahil akışını. Nereye gittiğini bilmeden, ama vazifesini şaşmadan… Taştan taşa vura vura, sesini çoğaltarak. Önüne çıkan her engeli aşmayı değil, etrafından dolaşmayı öğreterek. Baha bahçeye, ırmağa, ovaya… Nerede susuzluk varsa oraya. Kar, orada rahmet olur; dalda tomurcuk, tarlada bereket, gönülde ferahlık olur.
Biz kışı çile sanırız; oysa kış öğretmendir. Sabretmeyi, beklemeyi, paylaşmayı anlatır. Komşunun kapısını çaldırır, yolda kalanı hatırlatır. Bir avuç odunun, bir tas çorbanın değerini kar öğretir. Kar, insanı insana yaklaştırır.
Baharda eriyen sulara bakın; aceleci ama hedefsiz değil. Gürültülü ama isyankâr değil. Her damla, bir emaneti taşır. Dağdan aldığı emaneti ovaya teslim eder. Bugün ayağımıza dolanan çamur, yarın ekmeğimize karışır. İşte rahmet budur.
Kar esaret değildir. Esaret, sabrı unutmaktır. Rahmet ise bekleyene gelir. Kar yağarken şikâyet edenler, bahar gelince susar. Çünkü bilirler: O beyaz sessizlik olmasa, bu yeşil coşku olmazdı.
Unutmayalım…
Kar yağar, hayat durmaz. Kar erir, umut yürür.
Ve dereler, cahil cahil akmaz aslında;
Bizden daha iyi bilirler, nereye varacaklarını.
Köşe Yazarı Mehmet Sığırcı