MİSAFİR NİMETTİR Dİ

MİSAFİR NİMETTİR Dİ
“Eskiden misafir gelecek evler saatlerce hazırlık yapmazdı.”
Bu cümlenin arkasında, modern hayatın koşturmacası içinde yitirdiğimiz büyük bir samimiyet yatıyor. Misafirlik, bir zamanlar sadece hal hatır sormak, bir yudum çay içip dertleşmek anlamına gelirdi. Bugün ise, maddi ve manevi yükü ağır, gösterişe dönüştü.
Eskiden, ziyaretler samimi ve “çat kapı” idi. İnsanlar, sırf geçmiş olsun, hayırlı olsun ya da hal hatır sormak için birbirlerine giderlerdi. Gelen misafir, yeni aldığı kıyafetleri giyinip kuşanma telaşına düşmeden gelirdi. Ev sahibi de gösteriş yapma kaygısı taşımazdı. Yeni aldığı fincan takımı veya oturma grubu gibi ürünlerle caka satmaya kalkışmazdı. Elinde ne varsa, “Allah ne verdiyse” onu ikram etmek için uğraşırdı.
O meşhur deyiş, kültürümüzün özetiydi: “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.”
Peki, bugün ne değişti? İnsanlardaki gösteriş merakı, en samimi ilişkilerimizi bile bir yarış alanına çevirdi. Misafirlik, bir nevi maddi durum sergileme haline geldi. Artık saatlerce süren hazırlıklar, onlarca çeşit ikram, zorunlu bir ritüel hali oluştu.
Maddi imkanlarımızın kısıtlı olduğu durumlarda bile, maalesef kredi kartlarıyla borçlanarak her şey alınabiliyor. Sırf misafire hava atmak için sergilenen yeni ev eşyaları ve kıyafetler. Bu durum, hem misafiri hem de ev sahibini manevi bir baskı altına sokuyor. Gelen, en bakımlı ve en iyi giysilerle gelmek zorunda hissediyor; ağırlayan ise mükemmel bir sofra kurmak zorunda. Hem maddi hem de manevi olarak, günümüz misafirliklerinin daha samimiyetsiz bir atmosfere büründüğünü görüyoruz.
Ziyaretlerin son hali bu iken onlarca maddi ve manevi kayıp ortaya çıkıyor. Toplum hastalanıyor. Ayetler inkâr edilmiş hadisler yok sayılmış oluyor.
Bu hastalığımız da bir gün İYİ OLUR İNSALLAH.
Kalın sağlıcakla.
Köşe Yazarı Mehmet SIĞIRCI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir