ZERUN
Hele bi zamanlar vardı ki…
Şarkışla’nın o uçsuz bucaksız tarlaları, yaz gelince sarıya keserdi. Ama öyle her sarı değil ha… Zerun buğdayının sarısı bir başka olurdu. Başakları dolgun, boyu posu yerinde… Rüzgâr esse dalga dalga olur, seyredenin içi ferahlardı.
Götürürdük değirmene…
Zerun öğütülür, un olurdu. Ama öyle her un gibi değil. Rengi ayrı, kokusu ayrı… Kadınlar o undan hamur yoğururdu. Fırına verildi mi… Ah o koku! Mahallenin çocuğu kapıya dizilirdi. Ekmeğin üstü kızarır, içi pamuk gibi olurdu. Çörek yapılırdı, tandır yapılırdı… Yiyen bir daha unutmazdı.
Millet sıraya girerdi Zerun unu almak için.
“Bize de ayırın” diye ricaya gelen çok olurdu. Çünkü bilirdi herkes, o un sofraya lezzet, eve bereket getirir.
Zerun buğdayı bizim için sadece ekmek değildi gardaş…
Bir kimlikti. Şarkışla’nın adıyla anılan bir değerdi.
Ama gel gör ki zaman değişti…
Tarlalar boş kaldı, ekim azaldı. Gençler şehre gitti, eski usul üretim unutuldu. Zerun yavaş yavaş gözden kayboldu. Önce ekimi azaldı, sonra adı unutulmaya yüz tuttu.
Geçtiğimiz günlerde yolum düştü bir memlekete…
Hani şu Trabzon ekmeğiyle nam salmış yerlerden biri. Fırının önünden geçiyorum, bir baktım camda yazı: “Trabzon Ekmeği- Katmer – Zerun Ekmeği”
Dedim hele bi dur…
Yanlış mı görüyorum diye yaklaştım. Yok, bildiğin Zerun yazıyor. İçeri girdim. Tezgahta dizmişler ekmekleri. Görüntü güzel, kabuğu kızarmış, belli ki emek verilmiş.
Ama içimde bir sızı…
Dedim kendi kendime:
“Ula bizim Şarkışla’nın malı, şimdi başka yerde tezgâha çıkmış…”
Adamlar ne yapmış?
Değerin kıymetini bilmiş, adını yaşatmış, ekmeğini yapmış. Biz ne yapmışık?
Kendi elimizle unutmuşuk.
Şimdi bakıyorsun, Zerun ekmeği başka şehirde var…
Toprak hâlâ orada…
İstesen yine eker, yine yetiştirirsin. Ama mesele sadece ekip biçmek değil ki… Sahip çıkmak. Değerini bilmek. Geleceğe taşımak.
Bizim dedeler emek vermiş, analar hamur yoğurmuş, bu ilçe bir değer kazanmış…
Ama biz o değeri tutamamışık elimizde.
Şimdi başkası tutmuş.
Demem o ki gardaş…
Bir memleket, kendi değerine sahip çıkmazsa; o değer kalkar başka diyarlarda yaşar.
Adı bizim olur, tadı başkasının sofrasına gider.
Köşe Yazarı Mehmet Sığırcı